Asik
Mahsuni Serif ( 1943-2002 )
Asıl adı Şerif Çırık olan Mahzuni Şerif, 1943 yılında
Kahramanmaraş`ın şimdilerde Afşin, o yıllarda ise Elbistan`a bağlı Berçenek
Köyünde doğmuştur. Ozanlık geleneğinin güçlü olduğu Elbistan, Alevi inancının en
saygın de delerinin ve erenlerinin yetiştiği bir bölgedir. Dedeleri, Tunceli`nin
Hozat ilçesine bağlı Bargeni köyünden çıkmış Anadolu`nun netameli günlerinde ora
ya savrularak gelip Elbistan ovasını mekan tutmuşlardır. Bargeni, Alevi
ocaklarından mürşit ocağı olarak kabul gören Ağuiçen ocağının merkezidir.
Kalender Çelebi ayaklanması sırasında Anadolu`nun çeşitli bölgelerin den sökün
eden Alevi Türkmenler, Nurhak Dağları`na sığınmış, ancak Osmanlının bu
ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırmasından sonra çevre yörelere dağılmışlardır.
Bu nedenle Elbistan Ovası`nda farklı bölgelerden gelmiş, farklı ocaklara mensup
Alevi Türkmenler bugün de yaşamaktadır. Birçoğu baskılar nedeniyle Sünnileşmiş
olsa da gerek aşiret adları gerekse yerleştikleri bu bölgelere verdikleri adlar,
şecerelerini ortaya koyuyor.
Mahzuni Şerif`in büyük dedesi Seyyid Mehmet`in türbesinin bulunduğu Hasan Köyü
de 1800`lü yılların ortasın da Sünniliği seçmiştir. Seyyid Mehmed`in ölümünden
sonra aile iki kola ayrılmış. Bir kol, Berçenek`e yerleşerek Alevi inancını
sürdürmüş, diğer kol ise Hasanköy`de kalarak Sünni inancı benimsemiştir.
Okul çağı geldiğinde köyü Berçenek`te ilkokul olmadığı için Elbistan`ın Alembey
Köyü`nde bulunan Lütfü Efen di Medresesi`nde Kur`an kurslarına giden Mahzuni
Şerif, böylece eski yazıyı da öğrenmiş, ilköğrenimini ancak 1956 yılında köyüne
ilkokul yapılmasıyla tamamlayabilmiştir.
12 yaşından itibaren amcası Aşık Fezali (Behlül Baba)`den saz çalmayı öğrenen
Şerif Çırık, Alevi yol ve erkanı ile tasavvuf bilgisini Şakir ve Cırık Baba`dan
öğrenmiştir. Cırık Baba, saz çalıp nefesler de söyleyen bu kara kuru mahcup
delikanlıya "Mahzuni" mahlasını vermiştir.
Şerif Çırık bir yandan Mahzuni mahlasıyla deyişler çalıp söylerken bir yandan da
Mersin`de Astsubay Okuluna devam eder. 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik
Okulu`na devam eden Aşık Mahzuni, sonunda ordudan kendini kovdurtarak istediği
yaşam biçimine kavuşmuştur.
Artık Mahzuni`nin mekanı şıkları, ozanların buluştuğu muhabbet sofralarıdır.
Ankara`da elinde sazı sık sık usta aşıkların sofralarına konuk olur. İsmini yeni
yeni duyurduğu yıllarda Aşık Veysel ve diğer ünlü ozanlar, büyük bir kitle
tarafından tanınıyordu. Mahzuni Şerif, ilk plağı "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım"ı
yaptığı 1967 yılında henüz yirmili yaşlarının başındaydı.
1967`den 1980`li yılların başına kadar Türkiye`de bir Mahzuni Şerif kasırgası
esmiştir. İlk plağına bir sevda türküsü okumasına karşın Mahzuni asıl çıkışını
Alevi tasavvufu ve yola ilişkin ne fesleri ile yapmıştır. Daha 18 yaşında İmam
Hüseyin`e yazdığı mersiyesi karşısında kendisinden yaşça büyük olan ozanların
takdirini kazanmıştır. Özellikle de Aşık Veysel`in. Aşık Veysel, her platformda
Aşık Mahzuni`ye ilgi göstermiş ve yaşı çok genç olmasına karşın aralarına büyük
bir ozanın katıldığını ifade etmiştir. Mahzuni`nin İmam Hüseyin`e yazdığı
mersiye 1967 yılında bir muhabbet sofrasında Fikret Otyam tarafından kaydedilmiş
ve üç yıl önce albüm olarak piyasaya çıkmıştı. Bir senfoni niteliğindeki bu
eserden sonra da Mahzuni, tasavvuf konulu deyişler üretmeyi sürdürdü ve asıl
ününü bu alanda yaptı.
Anadolu halk ozanlığı geleneğinde önemli bir kilometre taşı olan Aşık Mahzuni
Şerif, 17 Mayıs 2002`de Köln`de Hakka yürüdü. Aşık Mahzuni Şerif son yüzyılda
yaşayan halk ozanlarının kuşkusuz en ünlüsüydü. O nedenle öldüğünü haber yapan
yazılı basın ve televizyon kuruluşları onu "yüzyıla damgasını vuran ozan" olarak
tanımladı. Ölümü, Türkiye`de ve Türklerin yaşadığı ülkelerde büyük yankı
uyandırdı. Mahzuni Şerif, hiçbir halk ozanına, sanatçıya, hatta politikacıya
kolay kolay nasip olmayacak görkemli bir törenle son yolculuğuna uğurlandı.
Vasiyet
Aşık Mahzuni Şerif son iki yılında ölümünün yaklaştığını, dostlarına bildirerek
vasiyetini açıklamıştır. Öldüğünde, Hacıbektaş`a pîrinin irşad ettiği topraklara
gömülecek, mezarının bulunduğu topraklara bostan ekilecek, gelen geçen yolcu bu
bostanlardan yiyecektir. Bu vasiyeti aynı zamanda şiirleştirmiştir de.