
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
“ Naziler
komünistleri götürdüklerinde sustum. Çünkü ben komünist
değildim. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Günümüz koşularında Sanatcı olarak güncel kalabilmek veya dinleyici gönlünde yer kazanmak zordur.Çünkü artık biz dinleyicilerde seçici olmakdayız ve olmalıyızda. Ben Sanatcı dendiginde O sanatcıdan aradıgım özeliklerden en önemlisidir aynı duygular ve düsünceler icerisinde bir birlikdeligimiz varmıdır diye. Bu nokdada ayrıntılar başlıyor zanedersem öyleki. Sanatcı da bizim kadar seçici olmak zorundadır.Ya düsünceleri yani kişisel karekteri dogrultusunda Sanatını icra edip çıkdıgı ve sundugu programlarda seçici olmakdadır. Yada düşüncesinden taviz verip sadece ekonomik çıkarını öncül görmesi gerekmekdedir. Ne diyelim,''Özü sözü Duruşu net olan Sanatcılarımıza selam olsun.''
alamanyabeyleri
Almanya Türk Toplumu (TGD)ve Berlin Brandenbrug Türk Toplumu (TBB), Almanya'da 2000 yılından bu yana aşırı sağcılar tarafından öldürüldükleri tespit edilen 8 Türk ve bir Yunanı anmak amacıyla "uyarı nöbeti" eylemi yaptı.
http://www.cnnturk.com/2011/dunya/11/13/oldurulen.8.turk.icin.uyari.nobeti/636592.0/index.html
Almanyada yabanci Türkiyede almanci
Almanyaya göcün 50.yilinda,göcün gelisen süreci cesitli sivil toplum örgütleri tarafindan kutlaniyor.Medyada göce ait haberlere yer veriliyor. ( Almanya'da olup,yöresinde hayalen yasayan bazi arkadaslarimiz ise on yil önce gündeme tasidiklari konuyu bir türlü asamadiklari gibi,benzeri konuyu yasatmaya calisan arkadaslarimizda bu yoldalar! ) 50 yildir nüfusumuz ile birlikde büyüyen sorunlarimiz yeterince irdeleniyormu? Dördüncü generasyonun olusdugu Almanya'da bizler buradaki sorunlarimiza egilim göstermeyip hala elimizde bavul gözümüz merdivende Türkiye'ye dönmenin hayaleri ile yasamakdayiz.Oysa görünen o ki 50 yildir burada olmamiz bunun öyle olmadiginin bir göstergesidir. Yasadigimiz toplumda her generasyonun kendine ait sorunlari vardir.Bu sorunlarla basedemeyen halkimiz cogu kez sorunu ile bas basa birakilmisdir.Buda yetmiyormus gibi bazi konularda desifre edilerek ( cifte vatandaslik,bankalara dövüz yatirimi.) Alman makamlarindan madi zararlara maruz kalmislardir. Atmisli yilarda cogunlugu kirsal bölgelerden gelen Babalarimiz ve Annelerimiz arkalarinda gözü yasli cocuklarini eslerini yakinlarini birakarak dilini örf ve adetlerini bilmedikleri bir ülkeye gelerek bu zor sartlar altinda para kazanarak geri dönmeyi planlamislardir.Cogumuz biliriz kimisi bir traktör alip dönecekdi kimisi bir cift öküz alacakdi.Kimiside biraz para birikdirip bir yatirim yapacakdi.Evdeki hesabin carsiya uymazligini cok yasayanlar oldu.Tas ve tas üstünde kalmayan Fasist Hitler rejminin birakdigi virane ülkeye bizim gibi kendi kendini besleyecek yedi ülkeden biri olan Türkiye'den gelmemizde ayri aci bir gercek olsa gerek. Gelisen sürec icerisinde Almanyadaki türklere bakis acisi zaman icerisinde degisime ugramisdir.Bu degisim ayni sürec icerisinde Türkiye'de de Almancilara karsi degisime ugramisdir. * Almanyada yasayan ilk generasyonumuzun dil ve uyum sorunu günümzde hala degismemisdir. * Ikinci generasyon ise iki kisimi ile ele almak gerekir Türkiyeden gelenler aile bilesimi ile.Almanyada dogup büyüyenler.Anne ve Babalarinin ister dil sorunlari olsun isterse kendilerinin egitim sorunlarinin olmasi cocuklarina yeterince destek verememeleri.Cocuklarinin egitimde kendi geleceklerini kendileri ile bas basa birakmisdir. * Ücüncü generasyon bu yönü ile sanslidir,onlar hem dil konusunda hemde kültürel konuda artik her iki dili ve kültürü tanimakdadir. * Dördüncü generasyon ise Alman ve Türk dilini ve Kültürünü daha iyi taniyacakdir malesef ayirt edemiyecekdir?
Almanya'ya Göcün 50.Yilinda,bulunduklari tüm alanlarda üstün basarilar ve daha güzel yarinlar yasayabilmek icin tüm gurbetci dostlarimizi.Saygi ve sevgi ile selamliyoruz.
alamanyabeyleri.com
Diyorum cünkü bizim Köy’den arkadaslar akrabalar ve tanidiklar ( Süleyman ,Kenan;Sükrü,Muzaferin Esi. ) vardi.Hemen hemen alti kisi vardik.Islemlerimiz iki hafta devam etti en önemlisi saglik kontrolüydü.Bundan gececegimden hic ümütlü degildim.Ama bundanda gecdim. Gurbet yolu basladi,sabah erken saatlerinde tirene bindik.Biletlerimiz önceden alinmis ve hazir edilmisdi .Istasyon okadar kalabalikdi ki coluk cocuk Kadinlar eslerini yolcu edenlerle. Gidenlere el saliyorlardi,bende Sabkami cikardim el saladim.
Almanyanin Münich sehir istasyonuna ikiyüz kisi kadar bir kalabalikla inmisdik.Tecüman gelin diye cagiriyordu icimizden biri „ulan“ gavur memleketine geldik görüyormusunuz nerden düsdük buraya dedi.Bir digeri O müslüman dedigin memlekette Karnin doymadida nicin geldin gavurun memleketine sana Mektupmu yazdilar gel diye dedi. Kim oldugunu bilmedigim birisiydi. Tercüman yardimi ile bizi gidecegimiz yerlere dagitilar ve anlatilar nasil ve nere gidecegimizi.Almanya’ya gelince bir gariplik cökdü üzerime kötü oldum.Kimse yokdu yanimda tanidigim yalniz hisetim kendimi. Ben tirende tek basima idim,birkac bayan haricinde kimse yokdu.Istasyona indim bir Bavulumla istasyon cok temizd. Oturdum bir sigara icdim.Trenden benden baska Türk inmemidi.Elimde kagit vardi hangi Sehirde hangi istasyonda inecegime dair.Tercüman tarif etmisdi ayrica nasil ve nerde inecegimi. „Abidinin Oglu Kara Hüseyin“ gibi babayigit bir adam geldi yanindada hanimida vardi.Bir sigara cikardi adama bakiyorum ben, iki parmak kalinliginda vardi ucunu isirdi ati ve yakdi. Cekedimin icindeki kagiti görmüs,kadinla konusup bana bakisdilar gülüsdüler.Adam yanima geldi kagidi aldi birseyler dedi ama ben anlamadim sonra kadin elimden tutup arabayi gösterdi.Beni almaya geldiklerini anladim ve onlari takip etim elimde bir Tahta bavulumla. Arabaya bindik ve beni götürdüler Heime ( Fabrika evi ) üc kati ve FAbrikanin yanindaydi. Adam beni birakdi giti ve biraz sonra o bayan bana hazirlamis oldugu birseyler getirdi acikmisdim,ekmek salam ne oldunu bile düsünmeden yedim.Odanin Anahtarini bana verdi. Adam ve birseyler anlati anlamadim.Bir hüzün cökdü ve gec yatim artik geri dönemeyecegimi anlamisdim.Sabah uyandim bir gürültü ile disari bakdigimda iscileri gördüm.Bir kilometre uzaklikdan bulup getirdigi tercümanla bana nasil calisacagimi ve bilmem gerekenleri anlati. Böylelikle Lamsbiringende’ki bu Metal firmasinda böylece calismaya baslamisdim. Su an emekliyim ve hala Almanyadayim geri dönemedim.
Haci K. alamanyabeyleri.com
“Yabancı işçiler” sorunu ya da “konuk işçiler” sorunu sadece ekonomik kriz koşullarında
kullanılabilen ve ekonomik kriz ortadan kalktığında bir yana
atılabilen bir “araç” değildir. Ekonomik kriz koşullarında, hem
işsizliğin öznesi olan, hem de yükselen milliyetçiliğin, yabancı
düşmanlığının öznesi olan “konuk işçiler”, ekonomik krizler
sonrasında her türlü ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel sorunlarla
birlikte varlıklarını sürdürürler. Batı Avrupa ülkelerinin II. Dünya Savaşından sonra yeniden imar sürecinde olduğu kadar, yeni yatırım ve pazar alanları arayışlarında “yabancı işçilerin” önemli bir yere sahip oldukları tarihsel bir gerçektir. Batı Avrupa ülkelerine “sıfır maliyetle nitelikli işçi”, (“Onun ne teşekkülüne katkıda bulunmuştur, ne de bu faktörün bir amortismanı olacaktır. Dışarıdan gelen işçiye ödenen ücret bir anlamda bu sermayenin faizini yaratan unsur olarak kabul edilebilir. ”1<) olarak çalışmaya giden işçilerimizin ülkelerine en önemli katkıları da gönderdikleri dövizler sayesinde gerçekleşmiştir. 1964 yılında başlayan ve 1973 yılında en üst seviyelere ulaşan döviz aktarımı sayesinde Türkiye ithalatının ortalama %57.9’unu2 ülkeye gönderilen dövizler yoluyla karşılamıştır. Burada dikkat çekici olan, Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkelerin Avrupa Ekonomi Topluluğu (AET-AB’nin eski adı) ülkeleri olduğu ve bu ülkelerde çalışan yabancı nüfusun %88.3’ünü3 Türkiyeli göçmen işçilerin oluşturduğudur. Görünen o ki, yurtdışına çalışmaya giden işçilerimizin kazandıklarını ülkelerine göndererek ülke ekonomisine katkıda bulunurken, bu katkı, ithalat yoluyla (%36.7)4 istihdam edilen Batı Avrupa ülkelerinin ekonomilerine geri dönüyordu. Bu bağlamda, bu ülkelerin pazar sorununu çözmesine de katkıda bulundu. Bu durum Cumhuriyet gazetesinin 12 Ağustos 1975 tarihli sayısında şöyle ifade ediliyordu: “Ayrıca bu işçilerin gönderdiği dövizleri de ekonomisi dışa bağımlı olan azgelişmiş ülkeler de büyük sorun olan ödemeler dengesi açığını kapatmakta kullandıklarından işine gelmektedir. Türkiye’nin 1 Ocak-1 Ağustos 1975 tarihleri arasında yedi ayda elde ettiği döviz geliri olan 2 milyar 128,9 milyon dolarlık miktarın 613,1 milyon doları yabancı ülkelerde çalışan işçiler tarafından sağlanmıştır. ” Güçlü sanayi ekonomisine sahip Batı Avrupa ülkelerinin başlıca sorunlarından biri de işsizliktir. İşsizlik, kapitalist sistemin kaçınılmaz bir olgusu olmakla birlikte, çalışan nüfus üzerinde yoğun bir baskı unsuru olarak da etkisini gösterir. Çalışan nüfusun işini kaybetme korkusu, ücretlerin aşağıya çekilmesi, iş yoğunluğunun artırılması vb. gibi nedenler işsizlik olgusunun ne derece etkin olduğunun bir yansımasıdır. Üretimin genişlemeye başlaması ile işsizlik oranında azalma görülür. Bu durum, çalışan nüfus açısından (reel) ücretlerin yükseltilmesi talebini, diğer bir ifadeyle, işçi ile işveren arasındaki pazarlık gücünün artması anlamını taşır ve böylece sendikal mücadele gelişir. Ekonominin ileriye doğru yükselişe geçtiği ve genişlediği dönemde ise, işçilerin bu talepleri yoğunlaşarak artar. İşveren tarafı ya da onlar adına siyasal yönetimi, bu durum karşısında edilgen olmayacağından, çözümler aramaya başlar. İşte tam bu noktada üçüncü dünya ülkelerinden talep edilen “ucuz iş gücü”, “yabancı işçiler” sorunu, Batı Avrupa kapitalizminin bu çelişkisi karşısında –talep edilen işçilerin özellikleri nedeniyle– güç kazanmasına, belirleyici konuma geçmesine ve sorunun çözümlenmesine katkıda bulunur. Az gelişmiş ülkelerde sanayinin gelişmemiş olması ve bu bağlamda sendikal mücadele alanındaki örgütlenme anlayışının eksikliği5, Batı Avrupa ülkelerindeki ücretlendirmenin –ne kadar düşük olsa dahi– kendi ülkesindeki ücretlendirmeye göre yüksek olması ve işinin geçici olduğu düşüncesi, bir yandan yerli işçiler ile birlikte hareket etmeyi engelleyerek sendikal mücadeleyi yavaşlatırken, öte yandan da yabancı işçilerin getirilmesi, işsizlik sorununu belirli sınırlar içinde tutulmasını, iç talebin belli düzeyde tutulmasını olanaklı kılar. Ayrıca o dönemde ve günümüzde varlığını sürdürmekte olan “yerli/yabancı işçi” ayrımı –ki bu durum ekonomik kriz koşullarında yabancı düşmanlığına dönüşmektedir–, özellikle yerli işçiler üzerinde yoğun bir dezenformasyon eşliğinde, işçilerin ekonomik-demokratik talepleri saptırarak, ülke ekonomisinin ve iç huzurunun kötüye gidişatının nedeni olarak “konuk işçileri” hedef gösterilmesini de olanaklı kılar. Böylece “yerli ve yabancı işçilerin” kaynaşması, dayanışma içinde olması ve entegrasyonu en başından baltalanmıştır. 24 Ekim 1929’da New-York borsasının dibe vurmasıyla başlayan ve etkisini 1930 yılında tam anlamıyla gösteren “Büyük Buhran”, Amerika, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere tüm dünya ekonomilerini sarsmıştır. Kriz, madencilik ve inşaat sektöründe büyük zararlara yol açarken, tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesiyle de çiftçileri ve köylüleri de etkilemiştir. Bu “Büyük Buhran”, söz konusu olan ülkelerde “yabancılar”a karşı düşmanlığa dayanan milliyetçiliğin yükselişini getirirken, aynı zamanda II. Dünya Savaşının da koşullarını olgunlaştırmıştır. Daha sonraki ekonomik krizlerde de görüldüğü gibi, her ekonomik kriz, gelişmiş kapitalist ülkelerde milliyetçiliğin, dolayısıyla da “yabancı düşmanlığının” güçlenmesine yol açmıştır. II. Dünya Savaşından sonraki 1957, 1967 ve 1973 ekonomik krizleri, bir kez daha gelişmiş ülkeler arasındaki çatışkıları görünür hale getirirken, aynı zamanda sınıf çatışkılarını ve “yabancı düşmanlığını” da belirgin hale getirmiştir. Batı Almanya hükümeti de II. Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomik krizler karşısında ülkenin iç huzuru için “konuk işçileri” geri gönderme planları yapmaya koyuldu. 1969-1972 yıllarında Willy Brandt hükümetinde Ekonomi Bakanı olan Egon Bahr 1970 başlarında, “önce ülkemiz gelir, şunu belirteyim ki Federal Almanya’dan şimdi yarım milyon yabancı işçi gitseydi çok rahatlardık” diyerek geri gönderme planlarının ortamını oluşturmaya çalışırken, Maliye Bakanı Hans Apel ise, daha da ileri giderek, “bir milyon işçinin ülkelerine gönderilmesinin amaçları olduğunu” açıklamıştır. Hükümetin aldığı önlemler baktığımızda: 1) “boş iş yerlerinin doldurulmasında Alman işçilere öncelik tanınacaktır” , 2) “ülkede kalmaya devam eden işsiz yabancı işçiler daha az ücretli işleri kabule mecbur bırakılacaktır” , 3) “işsiz yabancıların Federal İşbulma Bürosunun gösterdiği iki işi kabul etmedikleri takdirde işsizlik tazminatları kesilecektir” vb. gibi önlemlerle karşılaşmaktayız. Bu önlemlerin uygulamasında etkin bir rol oynayan ise, Türkiye ile Federal Almanya arasında yapılan işgücü anlaşmasıdır. Anlaşmanın onuncu maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, iş bu anlaşmaya istinaden Federal Almanya Cumhuriyeti ülkesine giren işçileri formalitesiz olarak her an geri alacak, dönüş için gerekli seyahat vesikalarını verecek ve lüzumlu transit vizelerini temin eyleyecektir.” Açıktır ki, göçmen işçilerin bu durum karşısında hiç bir yasal hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca az gelişmiş ülkeler “emniyet supabı” görevini isteseler de istemeseler de yerine getirmek zorundadırlar. “Her iki anda da yabancı işçiler buhranı hafifletecek manivela olarak kullanılmışlardır. 1966-1967’de işveren sözleşmeyi uzatmakta isteksizlik gösterme, iş saatlerinin kısaltılması, fazla mesai ve üretim primlerinin kesilmesi gibi tedbirler almış ve bu tedbirler sonucunda Federal Almanya’dan ülkesine dönen işçilerin sayısı yarım milyona ulaşmıştır. Bu sayı önceki yıllarda kaydedilen ve 300.000 civarında olan dönüşleri fazlasızla artırmıştır. ”6 Diyebiliriz ki, tarihte yaşanmış ve günümüzde de
biçimsel değişikliklere uğramış olarak varlığını sürdüren sorunlarda
ekonomik etken baskın durumdadır. Fakat başta da söylediğimiz gibi,
ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel sorunlar bütünü içte ve
dışta birbirlerini etkiler ve ayrılmaz bütünlük içindedir. Bu
bağlamda, “yabancı işçiler” sorunu ya da “konuk işçiler” sorunu
sadece ekonomik kriz koşullarında kullanılabilen ve ekonomik kriz
ortadan kalktığında bir yana atılabilen bir “araç” değildir.
Ekonomik kriz koşullarında, hem işsizliğin öznesi olan, hem de
yükselen milliyetçiliğin, yabancı düşmanlığının öznesi olan “konuk
işçiler”, ekonomik krizler sonrasında her türlü ekonomik, sosyal,
siyasal, kültürel sorunlarla birlikte varlıklarını sürdürürler. Bu
nedenle, yabancı düşmanlığı, entegrasyon vb. sorunlar yanında,
anadili sorunu, çok dillilik ve çok kültürlülük vb. sorunlar da bir
bütünün parçalarını oluştururlar. Her bir parça diğer parçayı ve
bütünü etkiler. Bu nedenle, ne kadar parçasal görünürse görünsün,
her türlü göçmen sorunu (bireysel, ailesel, eğitsel vb.) göçmenlerin
ve özel olarak da Türkiyeli göçmen işçilerin sorunu olarak ele
alınmalı ve çözümlenmeye, en azından hafifletilmeye çalışılmalıdır.
Dipnotlar: 1 G. A. Frois, Beşeri Sermaye ve Milletler Arası Göçler, SBF Dergisi, Cilt 20, Sayı: 1, s. 98. 2 İş ve İşçi Bulma Kurumu (İİBK), No. 111, s. 60. 3 İİBK, No. 111, s. 60. 4 İİBK, No. 111, s. 60. 5 Bu konuda yapılan bir araştırmaya göre Federal Almanya’daki işçilerimizin % 14.5’i sendikalıdır. % 22’sinin sendika kavramından haberi dahi yoktur ve 23’ü ise sendikaya girme ihtiyacı duymamaktadır. *İskender Evrenseoğlu, Federal Almanya-Türkiye İşgücü İlişkileri. Eskişehir Sanayi Odası Yayınları No. 1. 6 Nermin Abadan Unat, Federal Almanya’nın 1966-1967’de Geçirdiği Ekonomik Buhran Açısından Yabancı İşgücü ve Türk İşçilerinin Durumu, SBF Dergisi, No 4.
Köln Neumarkt'da toplanan 20 bin IGM Gencligi Köln Neumarkt'dan
Arenaya yürüyüs yapdi.Arenada büyük bir cosku ile bu birlikdelik
kutlandi?
Genclerin istegi yapdiklari meslek dalarinda süresiz ise
alinmak.
* Her genc insanin güvenceli isyeri hakidir.
* Her genc insanin yerine getirmede ve iyi bir is hakidir.
* Her genc insanin hakidir,calisma zamanini kendiside
belirlemekde.
* Her genc insanin esit hakidir,iyi bir mesleki egitime ve
meslegin devamina.
* Genc kusagin hakidir,gecerli bir gelirli sosyaldevlet,hayat
riskini güvenceye alan.
Özelikle genc sinifin göstermis oldugu bu duyarliligini
kutluyoruz.Gönül isterdiki IGMetalin sahip cikdigi bu genclik birazdaha
sinifsal özeliklere sahip olsun.Tipki bir okul partisi halinde
gecen bu etkinligin olumsuzluklarini mutlaki genclere degil
sendikal faliyetlerde aramak gerekir.Ne derler bizde "
Ve biz bu
etkinligi görmek istedigimiz gibi sizlere yansitmaya calisiyoruz.
alamanyabeyleri.com
Modernlesmis köleci toplum
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||